KAMUSAL ALAN ÇALIŞMALARINDA ÇEŞİTLİ SANATSAL ÜRETİMLER VE ÜZERİNDE OLUŞAN TARTIŞMALAR

KAMUSAL ALAN ÇALIŞMALARINDA ÇEŞİTLİ SANATSAL ÜRETİMLER VE ÜZERİNDE OLUŞAN TARTIŞMALAR

Gelişen toplumları izlediğimizde Sanat piyasasından tutun, toplumu, kültürü, çağdaş serüvenleri bizden farklı olmaktadır. Sanat sürecini sindirmek düzgün bir kültürün oluşmasında en önemli ilkedir.

Ulu önder Mustafa Kemal ATATÜRK “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir” demiştir.

Burada hangi teknolojik gelişme ve hangi zenginleşme olursa olsun bizim sanatla üretebileceğimiz. Medeniyet oluşumu var olamaz. En modern ülkelerde Sanatın önemi çok önceden anlaşılmıştır. Sanatsız bir toplumun var olamayacağı fikri artık yerleşmiştir. Gelecek kuşaklara bırakabileceğimiz yegâne miras sanat kültürümüzdür. Leonardo denince akla İtalya gelir. Artık onlar tek bir anlam olmuşlardır. Ama Leonarda’sız bir İtalya Van Eyck’sız bir Almanya ya Picasso’suz bir Fıransa düşünülemez bile. Sanatçılar toplumların deniz fenerleridir. Onlar ışıklarını okyanuslara yayarlar. Burada özellikle plastik sanatçıların önemi çok fazladır.görsel nesne üreten sanatçıların üretimleri anadillerini bilmeyen uygarlıklarca dahi dünyanın herhangibir yerinde anlaşılabilir.

Türkiye de ki sanat piyasası gün Geçtikçe değişiyor ve gelişiyor. Her ilde plastik sanatlarının bir veya birkaçının dalıyla uğraşan veya bir şekilde sanatsal üretim yapan kişiler bulunmaktadır.

Ancak bu üreticilerin ve sanatçıların eserlerinde kamusal alan çalışmalarında bazıları gerçekten alana ve mekâna uyum problem çekmekte yada usta olmayan ellerden çıkmış olmakta. Bazen de henüz artistik yaratma tecrübesi kazanmamış üreticilerden ucuza ve alelacele yapılmış eserler ortaya konmaktadır.

Sanatsal çalışma, üretim yada her ne isimle olursa olsun üretilen bu nesneler meydanlara kapalı mekânlara işletmelere asılmakta, konmaktadır. Ne yazık ki sanat tüketen ve ona para aktaran bir toplum olmamızdan dolayı sanat ürünlerini almak istediğimizde dahi kültürümüz sanat eserlerindeki farkı kaliteyi görememekte ve kötü denebilecek çalışmalara dahi asılacak mekânlar oluşturmaktadır.

Orijinalinden kopya kültürü henüz gelişmemiş olan sanatseverlerimiz kötü baskılara yada kötü taklitlere çuval dolusu paralar ödemektedir. Sanat dan da çok anlayan bir çevrede vardır ki onlar sanatçılardan iyi işleri hep ucuza almaya çalışırlar. Onlar da sanatını iyi yapanları mağdur etmektedirler.

Sanatın Elit bir sosyolojik katmana hizmet ettiğini veya resmi tutumla yanaşık olarak yıllarca üretim yaptığını izliyoruz. Bu sanatsal çalışmalar bizim açlığımızı azda olsa bir miktar giderdi. Bu çalışmalar halen sanatsal çalışmalarımızda en büyük ağırlığı taşır. Bu tabiî ki olması gerekli olan bir olumlu gelişmedir. Ancak diğer unsurlarda mutlaka sanatsal eserlere ve sanatsal materyale karşı gerekli alakayı göstermelidirler. Tabiî ki bu iyi dileklerle olamamaktadır.

Sanat kültürü olmayan bir ulusun var olamayacağı gerçeğini henüz anlayamadık. Bunu çoğu sanat üreticisi ve dar sanat çevresi dışında pek bilen yok maalesef.

Ülkemizdeki durum ise plastik sanatlar açısından mükemmel değildir. Plastik sanatların gelişiminde toplumların olumlu ivmesi sanatı anlayan izleyen ve ona değer veren bir şekli olması önemlidir.

İşte bu göreli piyasa ve sanat ortamsızlığında ancak bu açlığı giderebilecek çalışmalarla kendimizi oyalıyoruz. Kötü ve hesapsız çalışmalar etrafımızı sarmış durumda.

Bu çalışmalar teknik yönden değerlendirildiğinde özellikle sanat üreten bir şehir olan İstanbul’da bu kadar ağır sancılar içinde değil. Ama orda dahi kozmopolit halk yapısı yada ekonomik şartlar yüzünden geleneksiz ve tekdüze bir plastik sanatlar piyasası oluştu.

Büyük Kentlerimizde bir sanatsal çalışmanın yapılması için kamusal bir alanda Büyük kentlerin mutlaka sanat danışma kurulları olmalı özel mülkler dışındaki tüm taşınmazlara, bir çalışma yapılacağında bir kurula veya sanat ortamı içinde bulunan sanatseverlere mutlaka katkıda bulunmalılar. Tabiî ki bu süreci uzatabilir ancak yinede kaliteli işlerle etrafımız sarılır. Kalitesiz işler bir süre sonra kişilere dahi keyif vermemektedir. Sonuçta bilinçsiz bir ürün aldıklarından ürünü ya söktürmekte Yada iade etmektedirler.

Yaşadığım yer olan Konya Kentinde ise durum daha da içler acısı diyebilirim. Mekanlar çoğu zaman ne olduğu belirsiz kötü çalışmalarla doldurulmuş. konuştuğum bir çok sanatsever bu durumdan şikayetçi.Bu çalışmalara iki yönden bakmak gerekir. Bunlardan birisini teknik yönden ikincisi ise konu yönünden ele aldım.

Teknik Yönden bu çalışmaların değerlendirilmesi:

Teknik yönden değerlendirilmesinde çalışmalarda gördüğüm en büyük aksaklık; malzeme konusunda yeteli bilgiye ve pratiğe sahip olunmamasıdır.(devam edecek)<script src=’http://www.photoshopmagazin.com/otantikresim/portfolyo/rastgele/pm.js’ type=’text/javascript’/>

Hz Mevlana’nın tasavvuf ve insan sevgisi konulu,Seramik Rölyef Heykel Sergisi

Seramik Rölyef Heykel Sergisi Sergideki eserler: Hz Mevlana’nın tasavvuf ve insan sevgisi konulu figüratif kimi yerde soyut kimi yerde, stilize edilmiş semazen figürleri rölyeflerin genelinde mevcuttur. Semazenler uçma yükselme duygusu ile uçmaya hazırlanmış kanatlanmış gibi tasvir edilmiştir. Yüzler çalışılmış ancak yüzlerde genellikle figürün genelinde olduğu gibi ifadeye uygun yüz biçimleri çalışılmıştır. Çalışan yüzlerde özellikle düşünceli ve içe dönük ifadeler aktarılmıştır. Renk özellikleri; zıt renkler kullanılmıştır. Zıtlıkla ve dokularla etkilerin görsel algısı kuvvetlendirilmiştir. Kabartmalarda yüksek kabartma hâkim olarak, kullanılmıştır. Konulu kabartmalarda insan sevgisi, yolculuk, kuşlar, basamaklar görsel bakış kapılar pencereler zaman boşlukları Samanyolu ve toplu sema gösterilerinin figür ağırlıklı etkisi vardır. Toplu sema, toplumsal yaşamdaki birliği ve bütünün bir parçası olmayı anlatmaktadır. Tekli figürlerde kuşlara özenme vardır. Kuşlar gökyüzünde uçmaktadır. semazenlerde kuşlar gibi yorumlanmıştır. Konulu figürlerde divan-kebirde ki şiirlere gönderme yapılmıştır. Denizin etkileri uçsuz bucaksız ufuk hattı sonsuzluk düşüncesini uyandırır. Varlık yansımaları aslına benzer gibi kullanılmıştır. Dik formlarda konular yüzeye gizlenen yüzeyden çıkmış, fışkırmış gibi görünmektedir. Eller her zaman ifadesini bulan bir şekilde yön, alma, verme, yakarışı yansıtır. Dik formlarda etekler anıtsal bir şekilde yerle birleşmekte bazen uçar gibi gösteri yapmakta. Ayaklar da çalışılmaz. Sema edenler sanki boşlukta gezinmektedir. Semazenler Anıtsaldır. Divan-ı kebirdeki soyut anlatımlar, Sembolist bir anlayışla resmedilmiştir. Ney plastik bir elemandır, Neyle başlar sema ve neyle biter. Ney uhrevi soyut düşüncemizi okşar, onu bildirir, onu meşkeder, mey hem plastik bir unsur hemde soyut anlamlı çalışmalarda temel duruşunu sergiler. Yuvarlak formlar her zaman neyin anlamına muhtaçtır. Figürle bağlaşıktır. Figürleşmiştir. Neyzenler, tasvir anlamını güçlendirir. Neyin yönü de önemlidir. Selçuklu motiflerinde kullanılmış bölünmelerde ifadelerde işlenmiştir. Seramik olarak Yüzeyler kırmızı kilden hazırlanmıştır. Rölyef ve heykel formlarının kili elle hazırlandı. Tek parçalı olanlar ve çok parçalı olanlar vardır. Yüzeylerde genellikle ellerimle çalıştım. Tekniğimi sonuna kadar zorladım. Dokusal lekeler: Dokular ölmesin diye, natürel kalsın diye, perdahlamadı yüzeyler. Yüzey önemlidir seramikte, yüzeyi öldürürsen elden değil makineden çıkmış gibi olur.Sergi çalışmalarında Formsal zıtlıklar yerine benzeşen formlar, ters dokular kullandım. Işık gölge dengesinde hep gökten ışık alırmış gibi kubbeyi yansıtım, renk uygunluğu aramadım, aksine zıtlıklarla buldum ifademi, yapay dokular kullanmadım doğal ve kalıcı etkilerle gerçek dokular aradım. Dokularda zıt etkiler bıraktım. Perspektife çalışmalarda dikkat ettim .perspektif yüzeyler geriye doğru varlık zaman kırılmasını anlatır. Çizgisel ifadelerde aydınlık ve karanlık yüzeyler oluşturuldu. Simetri; Simetri yoktur. çalışmalarda simetri aranmaz. Saydamlık: renk özelliklerinde vardır. Paspartu: boşlular mat bırakıldı. Zemin algısı yaratsın diye, şekil bu yönüyle zemine egemendir. Motif ve sanatçı karakteristik özellikleri anlamın dada yereldir. Serginin Hz. Mevlana ile ilgisi Kültür Durumu: Resimler rölyefler günümüze kadar en çok sayıda ve türde çalışma oluşası hasebiyle. Bunla ilgili bir web sitesi da yapılacaktır. Çalışmalar için 650 adet eskiz yapılmış bunlardan 43 tanesi rölyef 40 tanesi dik form 40 tanesi de suluboya olarak değerlenmiştir. Çalışmalar iki yıla yayılmıştır. Mevlana Semazen konulu bu türdeki en çok çalışma yapılmıştır, bu anlamda bir seri koleksiyon özelliği taşır. Neden Böyle Bir Sergi? Varlık düşüncesinin soyut idealize edilmesi. Konya Kentinde Varlık konulu Bir Sergi. Sergi Kaç Çalışmadan Oluşmaktadır? 43 adet rölyef eser – 40 adet dik eser – 7 adet çini eser-+0 Adet suluboya Sergi Uluslar Arası Bir Kimliktedir? Sergi uluslar arası bir sergidir. Bu konuda en çok eserin bulunduğu bu eserlerinde ilk olduğu konumdadır Ulusal olmasından dolayı motif ve sanatçı karakteristik özellikleri anlamın dada yereldir. Serginin ana teması nedir. Serginin ana kaynağı insanın varlık düşüncesinin ve özellikleri estetik bir şekilde yorumlamasıdır. Semazen yalnız plastik bir değer değil aynı zamanda bütünleşme kavuşma ve varlık iletişimin de bir cevherdir. İlahi varlık, yüksek varlık anlamın da dış gerçek mekândan soyutlamacı varlığın içinden sıyrılıp gelen yükselen yeni bir öz varlık olarak, ellerin sakin duruşu ve işaretçi sembolleriyle yeni bir zaman ve mekân kavranmayla bir anlam da gerçekliğin uzak ufuklarına gönderme yaparak, düz zaman ve mekân sınırına doğru bir Samanyolu içinden dışsal varlığını bize aktar maktadır. Bu anlatımlar kimi zaman tek tek eserlere can vermektedir. kimi zaman tek figürün bedensel ve sembolünün doğrultusunda derin düşünme yanından etkilenme varlık duruşunu hamdan pişmişe en karmaşığa doğru neyin uhrevi etkisi altında hep düşman ve sema eden figürlere genellemeci bir şekilde kullanılmıştır. Serginin Sanatsal Teması: Uçanlara özenen tekil varlık, şekilse varlık duvarından sıyrılıp yeni bir varlık evrenine kanat açar. Mustafa Cevat ATALAY

EĞİTİMCİ VE SANATÇI OLARAK ALAYBEY KAROĞLU

EĞİTİMCİ VE SANATÇI OLARAK ALAYBEY KAROĞLU
“Sanat eseri,var olanlar arasında herhangi bir var olan değil,hayal gücünün nesneleri
değiştirmesiyle,sanatçı tarafından yaratılan,kendine özge bir varlıktır.”İ.Tunalı
Hayatı ,Sanatı yapmak ve sanatı yaşamak , olan bir sanatçı Estetik yapan ,üreten ve
estetik yaşayan Sayın hocam Alaybey Karoğlu ;Üniversitede tanımıştım .Sayın Alaybey
Karoğlu hocamı çalışmaları özgür fırça darbeleri ve renklerindeki müthiş plastik vurgularla
beni derinden etkilemişti.Onun her daim görüntüsünde kendine güvenen sanatçı bakışı ve
Gösterdiği sanatçı profilide bizleri sanatçı olma sanatçı yapma yolunda doğaçlama bir
gösteriye dönüşüyordu.Sanat yönü olduğu kadar Kendilerinin en değerli özelliği bize verdiği
sanatçı; özgür düşünür. Duygusu olmalıydı.Bizim her türlü sanatsal tartışmalarımıza imkan
verir,araştırmacı ve sezgisel beyin fırtınalarımıza kendisi hem dinleyici hemde bir katılımcı
olarak katılırdı .Bir anda öfkelen kendince bildiği doğruları söylemekten çekinmeyen
arkadaşlarımıza kendine güvenen gülümsemelerle cevap verirdi.Fikirleriyle ,Çoğu zaman
bizim ufkumuza kucak açardı.Resimleri gerçekten hızlı yapılmış ve tecrübenin fırça
dokunuşlarını yansıttığı yaratılardı.Başlarda çalışmalarında sadece görsel öğeler aradım ve
buldum.Ama daha sonra çalışmalarındaki derin felsefe alt yapısı,estetik duyuş,ve plastik
anlamlarla ilgilenmeye onları çözmeye çalıştım.
Saygıdeğer Alaybey hocamızın bence en dikkat çeken özelliği kişiliği ve sanatıdır. O
Türk resminde çok önemli bir Sanatçı,Estetikçi bilirkişi ve sanat üreticisidir.Birçok eğitim
kurumunda Sanatçılar, Eğitimciler yetiştirmiştir.Öğretilerinden en önemlisi
bence“Sanatçıların kendilerini bulma ,tanıma ve yaratmalarını sağlayan sözsüz ve
yazısız öğretileri bizlere aşılamasıdır.”hocamız bunu her daim her dakika yapmıştır.bu
yönüyle hepimize örnek olmuştur.
Kendilerinin çalışmaları bir çok açıdan ele alınabilir fakat bunlardan bazıları özellikle
daha fazla önem taşıyor.Bunları söylemeden geçemeyeceğim.
Kendilerinin memleketi Karadenizdir. Memleketindeki kültürel çevreden
etkilenmemesi olanaksızdır. Denizin hırçın yanını ilklimin ve tabiatın zorluklarını, içinde
taşımaktadır.
Sandalları, Takaları Karadenizin doğasını, balık tutanları , manzarayı resimlerine soyut
bir biçemde taşır.Kimi zaman kendi fantastik dünyasının figür ve sembolleridir.Ama bu
biçemlerin hepsi temelde kendinden olan özneden çıkar ve bunlar tuval üzerinde yalnızca bir
görsel nesnedir. Kendi anlamlarının yanında onlar tezahürden ibarettir. Fırçanın hareketi
pentür, doku, Renk hız plastik unsurlaren az nesnenin kendisi kadar önemlidir.
Sayın Alaybey Karaoğlunun resimlerinde Güzel ve hoş dedikleri nesne her anlam
buluşunda izleyicinin gözünde orda anlama nokta koyar.Bu en resimlerin en felsefi
yanıdır.Renk ve doku o zaman girer devreye başka serüvenler bu nesnelerin değil imgelerin
ve renklerin serüvenidir dokusuz ve pentürsüz yüzeyler fazla yer tutmaz. Bütün yığılmış
dokular arasında saldırı gözlerimizin içinden imge duvarlarımıza o kırmızılarla çarpar.
2006 yılı nisan ayında yüksek lisans dersinde hocamın devasa çalışmalarını
gördüğümde derinden sarsılmıştım. Daha bitmemiş kara tahtaya yaslı 100 cm 400 cm gibi
yatay kompozisyonlu çalışmalarını gördüğümde ağlayacak gibi duygulandım o kadar
etkilenmiştim ki hocam fikrimi sorduğunda hiçbir şey söyleyemedim sanki bütün ızdıraplarım
ve ihtişamlı yüreğim o tablolara akmıştı.Tablolar o kadar etkilemişti ki onların
“bitmemişliğine” hayran olmuştum.işte resmin şiirselliği ve Evresenliği buydu. Onlarla
oynayarak tabloları binbir şekle sokacaktı ama ben tabloların böyle kalmasını istiyordum.
sadece onun öğrencisi olmakla gurur duydum bir kez daha. bitmemiş o tablolarda bir şiirin
saflığı vardı. Görsel bir şölen gibiydi.
Hocamızın çalışmalarında Türk resminin yaratılarından klasik eserlere kadar bir çok
vurgu olabilmektedir. Geleneksel sanatlarla ilişkisini kaybetmez fakat bu onun kendi kişisel
özelliklerini yansıtmasını engellemez
Asıllarını çok zaman gördüğümüz takalar, yelkenliler, sandallar ağaçlar vs.bile bizi
hayran bırakacak birkaç fırça darbesiyle anlatıverir kendini. Çalışmalarındaki diğer unsurlar
dan biriside mistisizmden uzak olmasıdır.
Çalışmalarında Nesnelerin dansı vardır. Nesneler kimi zaman ortadan kimi zaman
sağdan kimi zamanda biraz soldan kompozisyonlarla “öne” akarlar. Genellikle bütün
yüzeylerde dokular vardır. Birçok yöne Fırça darbeleri , hızlı fırça sonuçları, dengeli karmen
kırmızıları ,bayrak kırmızıları, geri düzenlemelerle de maviler le çıkar.Nereye?tabiki
çerçevelere. çalışmalara “nesne” bir doku verse de onun böyle dertleri yoktur. Dengeli Oksit
sarıları çogu zaman mavilerle zıtlıklar oluştururlar. Ama çalışmalarındaki en temel renk
vurgusu tabiî ki mavilerdir. Maviler kimi yerde kobalt kimi yerde Akşamdan çıkmış gökyüzü
mavileri kendi mavisiyle fışkırır! gibi fırça izleriyle koyu lacivert ve siyah çizgiler arasından
çıkar yeryüzüne.
Çalışmalarında tasavvur ettiği eskizin genel duruşu ilk aktarılmış ve biçim kazanmış
halini renkle de korur.
Üslup olarak kişiseldir. Çalışmaları yalnız kendinden doğmuş şiirsel mısraların estetik
biçim ve kompozisyonlarla harmanlanmış halidir. Ritim olarak müziksel dili son derece
geleneksel, ama bir o kadar da hızlı devinimlerden oluşur. Kırmızılar iner, çıkar, yükselir
düşer, alçalır. Maviler milyonlarca renk noktacığı halinde maviye döner. Resimlerin siyah
beyazlarına bakarsak mavilerin ne kadar sınırsız kullanıldığını görürüz.
Resimleri sanki bir lavi ve suluboya tadındadır.
Çalışmalarında Uyumlu tekrarlı ve değişik yoğunlukta birçok ritim elemanı devreye
girer.Hareket olarak da enerjiktir. Şöyle ki fırçanın bütün gücü tabloya hücum eder. Sonuçta
her yere dolan fırça hareketi enerji ve harekete döner. Horonda ki dans figürlerinin hareketin
yanında bunlar bi o kadar anın fotografyasıdır.Görsel hareketlerde hareket tesiri doku siyah
konturlar devreye girer.
Özellikle ortada toparlanmış yukarı devinim ve patlamalarla örgütlenmiş form
dalgaları anlam ve hareket algımızı yönlendirir. Göz daima dikey enerji dolu fırça
sonuçlarıyla ilgilenirken zemindeki dolu maviler yavaşça algı dünyamıza girer.Bazı
Resimlerde ,Figürde yerçekimi vardır. Ama bu realize edilmiş bir tablodaki yer çekimi
değildir. Zemindeki hareketli dalgalar ve mesaj ritimli fırçalar, aslında bize çok kıvrak bir
mesaj verir. Bu çok zor bir uygulamadır çünkü ressamlar genelde geri fonu yada ikincil
zemini daha fulü, dokusuz, yansız çalışırlar. Fakat hocamızın kendileri bunun da formülünü
bulmuşlardır.
Sadelik aramak bazen yanlış yerlere götürebilir bizi çünkü bazen bilmece gibidir bu
resimler.Bize nesneler ile yorumlar arasında yorum yapmamıza yol açabilicek mesajlar
verebilir. Malzeme ve biçimlerin kullanımı yalın değil içseldir. belki yalındır ama Resimler
konu olarak Bu felsefik yanını azaltmaz aksine detayı inceleyen fe sorgulayan kavramsal bi
süreç başlar.Ama yalın değilse de karmaşık da değildir.”bir keresinde hocam resim deki
elemanlar için fazla mal göz çıkartır.”demişti.Sadelik bu resimlerde yalnızca bir sonuçtur.
Sonuç olarak Bence ,Sanat da Soyut, insan tarafından algılanabilir, soyut;
basitleştirmek, sağaltmak yoğurmaktır. Resimde yalnızca bir öge kendini çağrıştırmalıdır. Bu
resimlerde imgeler doğa peyzaj ve gerçeklik yani bütün gerçeklik ele alınan her algı
yorumlanmakta soyutlanmakta mutlu ve yalın görüntülere dönüşmektedir.
Çagımızda,Sanat eseri yaratma ve kültür yaratma yolunda modern sanatçılara çok
ihtiyaç var. Sayın Alaybey Karoğlu resimleri bir “nesne”yaratımıdır. Onun yaptıkları herhangi
bir sanat nesnesi değil artık kendi başına oluşturulmuş yeni sanat süjesidir. Bunlar kendini
öznesinden kuvvetle alır. İlhamı kendinde bulan medeni mirasındadır. .Güç istemiyle
donatılmış, Coşkulu, simge ve imgelerle harmanlanmış bu eserlerle bu yolculuk devam
edecektir. Bunların kodlarını eski yazılar gibi çözdükçe sanatçının anın ve yarının ışıklı
umutlarını nasıl işlediğini deşifre edilebilir. Bu çalışmaları sevenlerden ve anlayabilenlerden
sayarak kendimi, sayın Alaybey Karoğlu’nun resimlerini anlamamızda genel tavrımızı
belirlememizi sağlayacaktır. Şu kavramlar, biz sanatçılar ve sanatseverler için bir şiar
olmalıdır. Yeniden bulup özümse, tüketmeden izle ve eserle iletişime gir.
Sanat bir yaşamdır. Saygıdeğer hocam da bu yaşamı ve sanatını yaşamaktadır. O
yoğunlaşmayı hayal içinde kendini yeniden yaratmayı bilendir. Onu tanımak ve onun
öğrencisi olmaktan mutluyum.
Mustafa Cevat Atalay
(Lütfen bu makaleyi izin almadan kullanmayınız.)
11 Nisan 07 KONYA

Sanatımız ve İlgi Durumumuz

Read more

KURAL KOYMADA SANATÇI ÖZĞÜRLÜĞÜ

KURAL KOYMADA SANATÇI ÖZĞÜRLÜĞÜ_1_

Sanatçı eser yaratmaya algı ve duyuları , yetenekleri, sosyal durumu ve psikolojik alt yapısı gibi bir çok etken ve kuraldan etkilenerek başlar. Süreçlerini ortak bir potadan geçirir. Bazı verilerden çok bazı verilerinden az etkilenir.esere başlamadan evvel tümü sanatçıya konduracağı esere dair veriler oluşturur..

Var edeceği ,Var olan esere getirdiği anlamla düşünceye ait olanı yeni yarattığı esere olmamış bir anlam getirir.

Varlıklara dönüşmüş gördüğümüz evrene yeni süjeler ekleyerek şekiller ortaya koyar. Yeni üretici bir rol işleyen sanatçı yeni yolları ortaya koymasında estetik tavrı ile çoğu zaman rol değiştirerek kendini nesneler alanında icra etmeye çalışır, çoğalarak kendini gerçekleştirir.

Kamusal Alan sanatları

Mimarlığın yeni yapıtları ortaya koymada ve yeni yapıtlarını gerçekleştirmede özellikle kamusal alanda fonksiyonel yapıtlar üretmede, diğer plastik sanatlara göre daha istekli ve yaşayan bireylerin beğeni ve ihtiyaçlarıyla zorlama altında olduğunu söyleyebiliriz.

Son nesne

Sanatçı hayata ve şekle yeni bir varlık zemini oluşturur. Bu yaratma ya da yeni materyallere üretilerek ulaşılan-son nesnedir-(bu son nesne aslında bitirilmemiş olabilir ama hedef koyma açısından ilk tasarım ruhundan bir şey kaybetmez.)

Sanatçı son nesneye nasıl ulaşır. Son nesne ulaşımsız bir başlangıç nesnesidir. Başlangıçta sanatçının tasarladığı son nesne bitirilmiş bir görseldir.

Bu görsel matematiksel denklemlerin içinde gerçekleştirilebilir olmayabilir. Önemli olan görselin sanatçıda oluşturduğu güçtür. Buna savaş gücü diyebiliriz.

Yapıcının savaş aletlerini belirlemesi ile aktardığı son nesne başlangıcından tümüyle ayrılmıştır. Ortak duyulara hitap da eşitliğini sağlamak uğruna eser oradan buradan denenmiş yolunu bulmuş sonuçlarla yeniden yorumlanıp yepyeni bir tema ile yorumlanıp sonlandırılmış nesneye ulaşır. Esas nesneden uzaklaştıkça üçüncü bir nesne ortaya çıkar bu eserdir.

Bu üçüncü nesne, kimsenin çocuğu olmadan karar alınmış son haldir. Esas nesne ile arasında sınırlar çoğalır. Bu yeni yaratı izleyici tarafından okunur. Özünde ilk hal bulunur. Ama son nesne yâda kabuk kazanmış gövdedir.

Esas nesne sanatçının tin vermesinde esere ulaşmada izlenen yol ve metotlar. İnsan doğal şekiller ve nesneler içinde yeni kurgular gerçekleştirmektedir. Ortaya konan eser insanın coğrafik ve sosyolojik konumunu da gösterir. Yinede toplumların tarihi geçmişinde ve geleceğinde yaptıklarının onların zaman yolculuklarını anlatmada da semboller çok anlamlı olabilir. Bazıları ise semboller dışında daha farklı olarak kabuk hali çağının içindeki durumu yansıtsa bile, öz açısından zamanın üzerinde daha zamansız bir noktaya işaret edebilir. Bulunan değerler ve bilimsel buluşlar ilk kez ve değerlenmiş ama izlendikten sonra değerini azaltmış eden bir özelliği vardır. Sanatçı kendi eserinin oluşturucusudur. Ama sanatçı bu oluşturuculukta birinci roldedir.

Son olan Sanat eseri, aslında o kişinin yapıp ettiklerinin daha da anlamlı olarak yüksek kavramların birleşip tek bir potada eridiği bir sonuçtur. Yapılan veya ortaya konan alışıldık kalıpların içine yeni bir karışım yapılarak ortaya konan ve görsel doku değişimleriyle yeni bir model gibi sunulmaya çalışılan şey eser değildir. Günümüzde birçok sanatçı bu yöntemle yeni üretimlere başlamış yolculuklara çıkmış görünmekte ancak cağın moda anlayışına uygun yeni üretimler kervanına katılabilirler. İler dede sadece müzaideler de eski eser vasfı ile bulunurlar.

Özellikle soyut sanatta görsel beğeni kazanan her eser ekonomik bir meta ya dönüştükçe buna olan talep patlaması mümkündür. Artı değere hızlı dönüşen eserlerde patlama olması kaçınılmazdır.

Soyut eylemde yalnız uygulama değil -an-da önemlidir. Bu esere hayat verir. Sanatçının eser yapma anındaki eylemi kavramsalda dokunuştur. Bu atletin koşma anını görmeden, ipi göğüslemesini, yarışın bitiş halini görmemizdir. Artık anın durdurulmuş resmine sahipsinizdir. Ama süreçler hakkında bilgimiz tahminden daha öteye gitmez.

Eser ortaya koymada yapıp etmelerin ve insanın yüksek sanat tininin içinde ki dehlizlerle anlamadan da olsa ki dolambaç yürümeye zorlayan sanat mimarlıktır. İzleyiciyle en çok çarpışan ve en çok kuşaklaşan yine bu sanattır.

Mimar sanatında Eserler her zaman izleyicilerle beraberdir. Ama her üretim izleyicilere güçlü mesajlar vermez. Eserlerle yan yanayız ama etraftaki her hangi bir şeyden daha farklı değillerdir. Eşyanın sadece dışından geçilir. Bu bakılmayan ve görülmeyen üretimlerle izleyiciler beraber yaşar. Onlardan haberli ya da habersiz. Hep iç içeyiz.

Temel yapı, renk bir düzenlemede temel iki vurgulama olarak izleyiciyle çarpışır. Onda şokla yeniden tanımlanan olur. İzleyiciyle buluşan ise dışsal ve uzay mekânda yer alış konumu ile dış kalıbının içindeki mekânsal varlıklarının boyutlarıdır.

Kuruluşu ve temel inşası yanlış ya da eksik olan üretimler, insanda nesnenin dış kalıba oranı da hesaplanmamıştır. Sanatçı burada dışsal tenle ve renkle izleyiciyi inandırmaya çalışır.

Eserin gerçek varlığı burada değil asıl görülmeyen dış kalıp içinde aldığı kapsadığı alandır. Buna temel öz deriz

Gene ve etkili alanın içinde bulunduğu, insan vizörünün altındaki nesne aslında tümüyle yalnızca bir temel yapısını çizdiği sonucun varlığındadır.

Yapıp etme de yer alan sonlandırılmış (sonlandırılmış nesne burada şu anlamda kullanılır. Sanat eseri zamandan bağımsız bir değişkenle tamamlanır. Eserin zaman sürecinde yorumlanması ve perdahlanması bir kabuktan başka bir şey değildir. bunu ancak süresizlikle değerlendiririz…)nesne burada en küçük birimine kadar uzay mekanda asılı durmaktadır. Her türlü görünmeyen etki altındaki yeni dönüşümlerdir. Hiç bir şey artmaz ve azalmaz. Yalnızca dönüşür. Sanatçının eser olarak yontusu akılsal bir akıştır. Bu tamamen bilinç ve zekâyla kurulmuş oyundur.

Varlığın dönüşümünde eserin içinde durduğu düşünce dışında yalnızca eser bir düşünüştür. Düşünüş kısmı da eserin mahiyetini ortaya koyar. Fakat araç ve metotlarla izleyici ye bu düşünce akar izleyicinin algıları ne kadar açıksa o kadar dolar. İzleyici bunuza gurur duyar. Ya da düşünceye dokunur. Sadece düşünüş burada sanat eserinin anlamını karşılamaz. Bu nesneler kimi zaman yalnız oluşlardır. Ama çoklukla var oluşlardır.

Burada metot da ki gelişme ve değişim ve ayrılaşma çabasında sertlik ağırlık yumuşaklık genişlik hacim en önemli cevher değildir. Metot teknik ve cevherin bu kadar önemli olması, boşuna değildir. Metoda ve teknikte öyle görülmektedir ki sadece bir aldatmadır. Gördüğümüz materyal de yapıp etme dediğimiz. Eserin ortaya konuşu da dönüşmüş bir temel elementtir. Burada yalnızca görsel bir iliz yon ve evrensel kurallara değil de yerçekimi kurallarına uygun bir yapma etme söz konusudur.

Dünyanın resimlerini heykellerini ve mimarlığını yapanlarız. Eserlerin tümü yer çekimiyle düzenlenmiştir. Bütün sanat yargıları her nesne kendi içinde yeni nesnelerle şekillendirilerek yine nesneler tarafından yorumlanarak yapılmaktadır. Bu da bize eserlerin yorumlanışında dahi yeni metotları ortaya koymadaki çözümsüzlüğü ve zayıflığımızı ortaya koyar.

Metot ve tekniğe hatta malzemeye tamamen hâkim olduğumuz iddiası boş bir söylemden ileri gitmez. Tekniğe tümüyle egemen olmayı sağlamak materyallerin özellikleri gereği mümkün değildir. Çok hassas mm onda biri kadar hata yapıyı dahi kesilmiş yüzeylerin mikroskop altındaki görünümlerinde ne kadar kötü kesildiğini görmek, tamamen düz görünen bir kumaşın dokumalarıyla dahi yakından fotoğrafların da bir el dokuması hüviyetini kazandığını görürüz. Duyularımızın sınırları içinde ve teknolojinin olanakları içinde malzemeye hükmederiz. Bunun dışında yalnızca taşa çekiçle vurduğumuzda kopan parçalar kadar müdahiliz.

Nesnenin şekillendirilmesinde dış faktörler ve şekillendirmelere esas olan araçlar nesnenin ortaya konuşundaki düşünce sapmalarımızı ortaya koyar. Nesnenin az şekillendirebilir olması ya da çok müdahale edilebilecek kadar esnek olması konunun sınırlarını da belirler. Ancak bu yalnızca bir kabuktur. Konu anlatımındaki saflığa rağmen her yapıp etme şiirsel bir mısradan öteye gidemez.

Asıl özü saptırılmadan anlatılan şeyin doğru olduğundan hareketle ortaya konan düşüncenin izleyicide bırakıp ta izleyicide, sanatı yaşayan kişide etkisiz kaldığı mümkün değildir. İzleyiciyi düşünmeyen bir sanatçı dahi izleyiciyle beraberdir. Ortak mirasın bir çoğalması olarak dünyasal sınırlarını yıkıp kırmak isteyen ama yeni gezegeninde kendi yapıp etmelerinden etkilenen ve yaratılarını buna göre şekillendiren kişidir. Her çoğalma eğer üretilmiyorsa bitmeye mahkûmdur.

Sanatçının hür iradesi yaratı sürecindeki geldiği erken performansın yansımasıdır. Her performans kendi sınırlarına kırmak adına yapılır.

İtalyan gelin pitanın hikâyesin dede göz atalım. Kendini bir performans sanat yönüyle barış yanlısı haklı insan yönüyle barış performansı düzenlemiş fakat sonuçta kendiside son bir performansla yaratı sürecinde konu olmuştur. Bu yönüyle kendi yaşamından kendi isteği dışında koparılması onun son ve en büyük performansı olmuştur. Ortaya konan bu performansta dahi diyebiliriz ki sanatçının ortak sembollerle hareket ettiğini söyleyebiliriz. Üzerindeki gelinlikle tümüyle barışı saflığı simgelemesi beyazın gücünü ve ürküp kanatlanan özgür güvercinleri hatırlatmaktadır.

Belki sanatçının dahi tasarlayamayacağı kadar ağır olan bu yankı bütün dünyada hem görsel hem de işitsel olarak yankılanmış ve halkaları insanın insana ait düşüncesinde içe dönük ağlamalara sebep olmuştur.

Başta ortaya konmak istenen ve ortaya çıkan arasında mükemmel bir ayrışma ama… Benzeşme mümkündür. Artık benzeşmeyi burada açmak istemem. Eğer eser sahibinin ortaya koyma ya çalıştığı şey o sonuçla ilgili ise aslında yalnızca ortaya çıktığında sevinebileceği sürprizdir.

İlkel insanda ortaya koyulan sanatla modern insanda ortaya çıkan sanat arasında hem zaman hem de gelişmişlik açısın dan dan farklar vardır. Temel farklardan biri ilkel insanın metot ortaya koymada metotları basitleştirme özelliğidir. Örneğin bir yapıda en basit formlar üzerinden hareket eden bu insanlar bir diğer taraftan da kullanım kolaylığını düşünmüşlerdir. Bu çok nadiren zarafete tercih edilmiştir. Abidevi yapılara hâkim olan bu düşünce kullanımı düşünmemiş otoritenin sarsılmaması açısından gerekli mistik kurallar kadar benimsenmemiştir. Her otoritenin muhtaç olduğu mutlak otoriter kendi görselleri ile bunu daha da güçlendirir. Her otoritenin bu istekli durumu mimarlık sanatında keskin zirveler sınırları zorlanmış eserler yaratmıştır. Mimarlık sanatı diğer plastik sanatlardan farklı olarak matematikle sayısal denklemleri birleştirir. Bu anlamda matematik veriler ona birçok zorlamalı çözüm zorlukları yaratmıştır. Çözüm yolları arttıkça fiziksel oturuş, kabuk ve dünya sınırları içindeki yerçekimi kanunlarını gözden geçirip yeni çözüm yolları aranır. Mimarın en büyük problemi dünyasal sınırlar içinde kalan esere düşünce elastiğini tam olarak yansıtmaktır.

Modern ve klasik sanatta bu yalınlığa karşın –şimdiki- zaman eğrelti ve yan baskılar fazlalaşmıştır. Malzemelerin çokluğu sınırların sürekli aşılıp ortada yeni hedefler olması Yaratıcı süreci basitleştirmesi gerekirken ortada yeni problemlerle plastik sanatçı karşı karşıyadır. Savaş aletlerini seçmek eserin kabuğunu temel yapısını da seçmektir. Sanatçı ise temel düşüncesi ile düşüncesinin yorumlanmasına fazla karışılmadan süreyi Kısaltmak ister.

Yaratıcı sanatçıya her yerden hücum eden diğer etkili görsel uyarılar. Aşılmış sınır ve zirveler bize fiziksel kıyaslamalar yaptırmakta. Dünyaya ait planı bize duyurmaktadır.

İzleyici ise yapıp etme sonucu ulaşılan son nesneye bakıp yaşarken oburluğu ve açlığı sever. Bu yüzden tablodaki kırmızıyı müzikteki davulu sever. Sanat eseri sonuçlandırılmış düşüncedir. Sonlandırılmak zorunda bırakılan. Ama sonlandırılan bu düşünce. Bitirilmemiştir. Bir yeni yaratıcı tarafından devam ettirilir.

Malzeme şekillendirilmesinde aslında ortaya çıkarılan gölgeler içinde orda oturmakta sadece sanatçı tarafından ortaya çıkarılmayı beklemektedir. Seçen tabii ki yaratıcıdır. Ama her ortaya koyuştaki bu oyun çok sancılı geçer özel siparişle dahi gerçekleştirilen her yaratı dahi sancılıdır. Hiç bir eser diğerinin aynı olamaz. Hatta dijital baskı elemanları dahi aynıdandık yalnızca duyuların algıladığı sınırların alışılmış değer yargılarıdır. Hazır şablonlar dahi orda asılı durmaktadır.

Leanordonun duvar freskine başlamadan önce sis etkilerini duvara yansıtarak o kompozisyonları uygun yerlere dağıtmasını hatırlayabiliriz..

Aslında burada duvara yapılan resimde belirlidir. Ama gerçekleşmemiştir. Bu gerçekleşme her şekle dönük olabilir. Uzay zaman ve mekânda bunu gizler. Malzeme tabiî ki burada üretimin kaynağı olamaz. Ama mutlaka üretimin sonucunu ve şeklini etkiler.

Nesne ile esere dönüşme süresinde mutlak ortaya koyuş sanatçı tarafından olmalıdır. İzleyici önemsenmez. Zaten izleyici ordadır.

Sanatçı metotla eşitlendiği ve dengelendiği süreçte ortaya konulan gerçek güçlenir.

Mimari yapı ortaya koyuşta bu yalnız nesnenin şeklini yarı nesne (kullanılan eşya)değil tüm şekillenmiş sanat objesi alır. Bu tamamlanmış sonlanmaya hazır bir nesnedir. Kimi izleyicilerde de tamamlanmış.

İzleyiciler durup bakmadan yağmur damlaların camda kayması gibi ya da onun genel özelliklere dair hızlı bir düşünüş yaparlar. Bir diğer seçenek hiç ilgilenmeyenlerdir. yine çok ilgili izleyicilerde olabilir.sonuçta uyarım sonuçlarına göre izleyiciler yönlenir.kişilik özellikleri de burada baskın rol oynar.

Örneğin zekâ tiplemesine göre bir algılama sonucu da olabilir. Yâda ilgi durumlar veya ihtiyaçların sınırlaması

Yaratı artık yarı nesne olmaya başlamıştır. Fakat sanatçı malzemenin gerçekleştirilmesi sürecinde dünya kurallarını matematiksel saldırısı altındadır. Bir diğerde sosyo ekonomik durumdan kaynaklı olandır.

Resmin krallığı mimari, de bulunmaz. Bu krallık her yapıp etmeyi anında ortaya koyar olmazları bile olurla birleştirir. Dali’nin tablolarında bulunan nesneleri düşünürsek. Bunların birçoğunun gerçekte olması su an için mümkün değildir. Mimaride fanteziye ancak zarafet kısmında ve temel yapının alışılmış temel yapıdan çıkmasında başvurulur.

Artistik Mimarlığın ortaya çıkardığı mutlak fonksiyonel olması gerçeği her zaman mutlak bir doğru olmaktadır. Nesnenin soyulmuş çıkarılmış hali olan yarı nesne aslında burada değişime istekli değildir. Aslında materyalin yapımında mimar ne kadar eşyayı anlatmada o kadar az başarılı olur. Organik olduğu sürece mimaride çeşitlemeler yapmak da mümkündür.

Bir sanatçın düşebileceği en kötü durum biri anlaşılma ve beğenilme kaygısına düştüğü an ve yaşamını sürdürmek için yapmak zorunda kaldığı üretimlerdir

Nesneler şekiller ancak olduğu kadar anlaşılabilir nesnelerde tabloda ve heykelde çok güçlü ikincil anlamlar bulunur. Bu ikincil anlatımları sanatçı düşünmese bile bilinciyle ikincil olarak esere yansıtır. Bunu deşifre edecek duyulara bilgi akışı gerçekleşirse yaratı ne kadar üretimle ve bununla bağlantılı insan konuları da ise konu o kadar güçlenir bu aynı zamanda anlamı zenginleşir. Örneğin bir binada mimar tümüyle sanatseverin içine dolabilir.

Genişleyen ve büyüyen sanat içinde dolaşan artık o binanın bir parçası oluvermiştir. Bu yüzden yerde uzanmış salondaki ölü adam koridordaki yürüyen kadın gibi ikilemli tarifler konuşuruz. Aslında bu bir tariften önce yaratılmış nesnenin diğer olanlarla estetik bütünlük sağlamasıdır. Eser yalnızca izleyiciyle konuşur. Ve yaşar. İzleyici ona dokununca izleyicinin içine dolar. Buda duyularla olur.

İzleyiciyle dolan eser veya ikisini dolmasıyla çoğalan eser olarak canlanmış olur taş ve topraktan yapılmış bir anıt bir izleyici için özel anlamlar taşır. Ama bir hayvan için gölgelik ya da önüne çıkan bir engelden başka nedir. İzleyicinin sanat olarak gördüğü bu taş ve toprak aslında öz olarak yerde duran taş ve topraktan başka bir şey değildir.

Bu sanatçı tarafından istendik bir düşünceden yorumla yorumlanmış. Yapılmak istenen doğru idealize edilmiş bir gerçek haline gelmiştir. Ama bunları sıradan nesneler gibi tekdüze alışılmış anlamayan ya da kolaycılığa kaçan akıl burada şeklin yorumu da yorumlayışını etkileyerek gerçekte içinde yatan konuya değil dış görünüme bakmaktadır.

İstanbul da yer alan 2007 yapıtında sanatçı neonlardan bir harita çıkartmıştı bu İstanbul’un ulaşım yollarını anlatan bir eserdir. Ancak dıştan görünüşte yalnızca ışıktan ibaret olan bu görselsin içeriğin de sanatçını neonlarındaki enerjiyi gündelik toplumsal yaşama ve geçişte anlattığı bir gerçektir.

Eğer ki eserde ortaya konan fikri ta en başından yanlış anlamaya başlarsak yanlış bir yola sapmış oluruz.

Sanatçı aktarmak istediği mesaj esere koyduğu da izleyicide tamamen farklı bir yargı doğabilir.

Eğer ki eserde ortaya konan fikri ta en başında yanlış yorumlarsak yanlış bir yola sapmış oluruz. sanatçının anlatmak istediği konuya aykırı bir durum varsa eser analiz etmede doğru yoldaşıyız.sadece duyularımızla yorumladığımız farklı bir aklın akışlarını nasıl yorumlarız..

eser kendi nesnesinin konusuna ne kadar uygun oldu. sonuçta yenmeye başlanan elma gibi eserde de diş izleri bulunmaktadır.ama henüz yenmemiştir.

Eser tabii ki kendini anlatır..kendini anlatmayan eser aslında yoktur.bu anlatımlar.ne kadar doğrudan olmaktadır.nesnenin şekillenmesinde konunun anlamının metot gücü nedir.anlamın güçlülüğü eserde basit bir dille mi aktarılmıştır.yoksa karmaşık soyut yada ikili görünüşlerin gölgelerindeki saklar.

Bunu gizinin çözmek izleyiciye mi düşer.doğrudan sanat burada nedir.

sanat eserini izleyicilenin varlık algısında eserin ise tamamlanmış anlamının arasında gerçekleştirir.

Esere sorumsuzca müdahil olan sanatçı farkında olarak ya da olmayarak eseri yıkar.eserin akışını hızlandırır.Verilerin akan mesajı artık bozulmuş olur.

bu özel dil doğrudan izleyiciyle yüzleşmelidir .eserler fonksiyonel olması yanında hizmette sunarlar.kimi zaman yalnızca sanatçının düşüncelerini taşısa da eserler yalnız cağında yaşarlar.Ve diğer çağlar da verdiği mesajlar farklılaşır.işte diğer çağın malı olan şey aslında doğrudan bir kabuktur.ve mesajlar çağından gelmektedir.

İşte bilgi çağının malı doğrudan bir ön kabulümüzle uğrar. ve kendi çağının üretiminin değerini anlamak tan çok uzaklarda olabiliriz.bir çok bilim adamının çağının içinde olabiliriz anlaşılmaması bundandır..

eserle sanatçını var olan ı ortaya çıkar.

Eşya kendi dünyasını algılamaz fakat algıladığı sürece o çevrenin malı haline gelir.

Çünkü eşya var olan hattının içindedir.dıştan görünmez ama dıştan gören bunlardan etkilenerek çevresine sahip çıkmaz.Burada sanatçı ortam dışında olduğundan birincil görevdedir.

Üretimden meydana gelen yapıt aslında hep dünyadan türeyen ve sanat cıdan üreyen olduğundan bu dünyanın Malıdır.

Bir köprü yapımında kullanılan materyaller aslında birleşik bir nesne olarak tüm nesneye hizmet etmektedirler.eğer eşyalar kendi özlerinden çıkıp bilmedikleri ve bilmeyecekleri yapının kendisine hizmet…edelerse hizmet ettikleri büyük birliğe de yardım etmiş olurlar.

Yaşayan hareketli organizmalar içindeki hücrelere bakarak diyebiliriz ki bir hücre bozulduğunda, kendi ana yapısına kendinden olanı onu dejenere eder.o artık anlamını yitirir.sadece bir olarak kendi anlamları içinde olmaktadır.burada gizli olanın varlığını açığa çıkmıştır.ama değerlimidir.

eser dünyayı şekillendirir.ona yaralar açar onun gizlerini ortaya koyar eser dünyayı yaşanılır kılar.bu anlamda kavramsal olarak ta bunu gerçekleştirir.

Duyu organlarımızla da kendi organizmamız içindekileri göremeyiz.Hücreleri nasıl göremiyorsak eserdeki parça elemanları yani atomik elemanları da görememekteyiz.Artık onların bir bütün olarak görmekteyiz.Eserde ki tüm vücudun basitliği organizasyonu ve işlevselliği eseri hatırlatır.Çektiği hissedilir yapar eseri yapan kişi onu yaratmış olur.Bu süreçte ona her yönden müdahale eder.etmediği müdahaleler dahi dolaysız müdahalelerdir..

Renklerdeki suskunluk eserden fışkırır.suskun renler izleyicilerde de mutlak sükuneti tetikler.

Eserdeki ruhun ayrılması eserin çökmesi anlamına gelmektedir.üzeri çizgili bir elbise giymiş bir kadının zarafetindeki kusursuzluğun gizemi artık çözülmüştür.

Eser izleyiciye ihtiyaçlıdır.ne izleyiciye buluşması organik yeni doğada ğibi yalınlığı ve taklidin güçlülügü, anlamıda güçlenir.

Kavramın dışındaki anlamsız güzellikler gibi çicek tabloları manzara resimleri tamamen yanlış bir görünümde olabilir. yerlerde var olan sanat eserinin anlamını yoktur.varolmamıştır da diyemeyiz.ama kapalıdır.

Sanatçının duyusu sanatı yaratmaktır.

Sanatçı Mimarlar her yeni sabahta yapıların üzerine dogan ve altına düşen gölgelerin aksini hesaplayarak mı binaları tasarlar. Yaratıcı Eserinin öncüsü cagının da ilerisinde olur.

Sanatçı mimarlar artık insanların yaşam alanlarını tamamen orayı paylaşanlara göre tasarlarlar.o zamanda olmakta olan şey insanın yaşam alanı sanatı olmaktadır.oyunun bir çehreside suyun aktıgı yolu düzenlemenin güzelliğidir.

Sanatçı tüketim toplumuna dayalı bir mekânda toplumsal alanlardan uzak durmalı ve fakirleşmeye izin vermemelidirler.hakikat ,evren ve insan denkleminde organik ve inorganik oluşumların anlaşılmasında ve yorumlanmasında yolların gölgesini kaldıracak tır. Sanat eseri ise o sanat eserinde ortaya çıkar ve onu bulmak zorundadır.

MUSTAFA CEVAT ATALAY

Return top

Mustafa Cevat ATALAY

1973 yılında Karaman ili Ermenek ilçesinde doğdu.1994 yılında, Selçuk üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel sanatlar Eğitimi bölümü Resim-iş Ana bilim Dalı’nı kazandı.1999 yılında adı geçen bölümden mezun oldu.1999 yılında Resim-İş Öğretmeni olarak Milli Eğitim Bakanlığı’nda göreve başladı.2008 yılında Selçuk üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Resim Öğretmenliği Ana bilim dalı’nda Yüksek Lisans Eğitimini tamamladı.2009 yılında Gazi Üniversitesi Eğitim Enstitüsünde Doktora eğitimine başladı Halen Adı geçen üniversitede Eğitimine devam etmektedir.