EĞİTİMCİ VE SANATÇI OLARAK ALAYBEY KAROĞLU
- Şubat 20th, 2009
- Write comment
EĞİTİMCİ VE SANATÇI OLARAK ALAYBEY KAROĞLU
“Sanat eseri,var olanlar arasında herhangi bir var olan değil,hayal gücünün nesneleri
değiştirmesiyle,sanatçı tarafından yaratılan,kendine özge bir varlıktır.”İ.Tunalı
Hayatı ,Sanatı yapmak ve sanatı yaşamak , olan bir sanatçı Estetik yapan ,üreten ve
estetik yaşayan Sayın hocam Alaybey Karoğlu ;Üniversitede tanımıştım .Sayın Alaybey
Karoğlu hocamı çalışmaları özgür fırça darbeleri ve renklerindeki müthiş plastik vurgularla
beni derinden etkilemişti.Onun her daim görüntüsünde kendine güvenen sanatçı bakışı ve
Gösterdiği sanatçı profilide bizleri sanatçı olma sanatçı yapma yolunda doğaçlama bir
gösteriye dönüşüyordu.Sanat yönü olduğu kadar Kendilerinin en değerli özelliği bize verdiği
sanatçı; özgür düşünür. Duygusu olmalıydı.Bizim her türlü sanatsal tartışmalarımıza imkan
verir,araştırmacı ve sezgisel beyin fırtınalarımıza kendisi hem dinleyici hemde bir katılımcı
olarak katılırdı .Bir anda öfkelen kendince bildiği doğruları söylemekten çekinmeyen
arkadaşlarımıza kendine güvenen gülümsemelerle cevap verirdi.Fikirleriyle ,Çoğu zaman
bizim ufkumuza kucak açardı.Resimleri gerçekten hızlı yapılmış ve tecrübenin fırça
dokunuşlarını yansıttığı yaratılardı.Başlarda çalışmalarında sadece görsel öğeler aradım ve
buldum.Ama daha sonra çalışmalarındaki derin felsefe alt yapısı,estetik duyuş,ve plastik
anlamlarla ilgilenmeye onları çözmeye çalıştım.
Saygıdeğer Alaybey hocamızın bence en dikkat çeken özelliği kişiliği ve sanatıdır. O
Türk resminde çok önemli bir Sanatçı,Estetikçi bilirkişi ve sanat üreticisidir.Birçok eğitim
kurumunda Sanatçılar, Eğitimciler yetiştirmiştir.Öğretilerinden en önemlisi
bence“Sanatçıların kendilerini bulma ,tanıma ve yaratmalarını sağlayan sözsüz ve
yazısız öğretileri bizlere aşılamasıdır.”hocamız bunu her daim her dakika yapmıştır.bu
yönüyle hepimize örnek olmuştur.
Kendilerinin çalışmaları bir çok açıdan ele alınabilir fakat bunlardan bazıları özellikle
daha fazla önem taşıyor.Bunları söylemeden geçemeyeceğim.
Kendilerinin memleketi Karadenizdir. Memleketindeki kültürel çevreden
etkilenmemesi olanaksızdır. Denizin hırçın yanını ilklimin ve tabiatın zorluklarını, içinde
taşımaktadır.
Sandalları, Takaları Karadenizin doğasını, balık tutanları , manzarayı resimlerine soyut
bir biçemde taşır.Kimi zaman kendi fantastik dünyasının figür ve sembolleridir.Ama bu
biçemlerin hepsi temelde kendinden olan özneden çıkar ve bunlar tuval üzerinde yalnızca bir
görsel nesnedir. Kendi anlamlarının yanında onlar tezahürden ibarettir. Fırçanın hareketi
pentür, doku, Renk hız plastik unsurlaren az nesnenin kendisi kadar önemlidir.
Sayın Alaybey Karaoğlunun resimlerinde Güzel ve hoş dedikleri nesne her anlam
buluşunda izleyicinin gözünde orda anlama nokta koyar.Bu en resimlerin en felsefi
yanıdır.Renk ve doku o zaman girer devreye başka serüvenler bu nesnelerin değil imgelerin
ve renklerin serüvenidir dokusuz ve pentürsüz yüzeyler fazla yer tutmaz. Bütün yığılmış
dokular arasında saldırı gözlerimizin içinden imge duvarlarımıza o kırmızılarla çarpar.
2006 yılı nisan ayında yüksek lisans dersinde hocamın devasa çalışmalarını
gördüğümde derinden sarsılmıştım. Daha bitmemiş kara tahtaya yaslı 100 cm 400 cm gibi
yatay kompozisyonlu çalışmalarını gördüğümde ağlayacak gibi duygulandım o kadar
etkilenmiştim ki hocam fikrimi sorduğunda hiçbir şey söyleyemedim sanki bütün ızdıraplarım
ve ihtişamlı yüreğim o tablolara akmıştı.Tablolar o kadar etkilemişti ki onların
“bitmemişliğine” hayran olmuştum.işte resmin şiirselliği ve Evresenliği buydu. Onlarla
oynayarak tabloları binbir şekle sokacaktı ama ben tabloların böyle kalmasını istiyordum.
sadece onun öğrencisi olmakla gurur duydum bir kez daha. bitmemiş o tablolarda bir şiirin
saflığı vardı. Görsel bir şölen gibiydi.
Hocamızın çalışmalarında Türk resminin yaratılarından klasik eserlere kadar bir çok
vurgu olabilmektedir. Geleneksel sanatlarla ilişkisini kaybetmez fakat bu onun kendi kişisel
özelliklerini yansıtmasını engellemez
Asıllarını çok zaman gördüğümüz takalar, yelkenliler, sandallar ağaçlar vs.bile bizi
hayran bırakacak birkaç fırça darbesiyle anlatıverir kendini. Çalışmalarındaki diğer unsurlar
dan biriside mistisizmden uzak olmasıdır.
Çalışmalarında Nesnelerin dansı vardır. Nesneler kimi zaman ortadan kimi zaman
sağdan kimi zamanda biraz soldan kompozisyonlarla “öne” akarlar. Genellikle bütün
yüzeylerde dokular vardır. Birçok yöne Fırça darbeleri , hızlı fırça sonuçları, dengeli karmen
kırmızıları ,bayrak kırmızıları, geri düzenlemelerle de maviler le çıkar.Nereye?tabiki
çerçevelere. çalışmalara “nesne” bir doku verse de onun böyle dertleri yoktur. Dengeli Oksit
sarıları çogu zaman mavilerle zıtlıklar oluştururlar. Ama çalışmalarındaki en temel renk
vurgusu tabiî ki mavilerdir. Maviler kimi yerde kobalt kimi yerde Akşamdan çıkmış gökyüzü
mavileri kendi mavisiyle fışkırır! gibi fırça izleriyle koyu lacivert ve siyah çizgiler arasından
çıkar yeryüzüne.
Çalışmalarında tasavvur ettiği eskizin genel duruşu ilk aktarılmış ve biçim kazanmış
halini renkle de korur.
Üslup olarak kişiseldir. Çalışmaları yalnız kendinden doğmuş şiirsel mısraların estetik
biçim ve kompozisyonlarla harmanlanmış halidir. Ritim olarak müziksel dili son derece
geleneksel, ama bir o kadar da hızlı devinimlerden oluşur. Kırmızılar iner, çıkar, yükselir
düşer, alçalır. Maviler milyonlarca renk noktacığı halinde maviye döner. Resimlerin siyah
beyazlarına bakarsak mavilerin ne kadar sınırsız kullanıldığını görürüz.
Resimleri sanki bir lavi ve suluboya tadındadır.
Çalışmalarında Uyumlu tekrarlı ve değişik yoğunlukta birçok ritim elemanı devreye
girer.Hareket olarak da enerjiktir. Şöyle ki fırçanın bütün gücü tabloya hücum eder. Sonuçta
her yere dolan fırça hareketi enerji ve harekete döner. Horonda ki dans figürlerinin hareketin
yanında bunlar bi o kadar anın fotografyasıdır.Görsel hareketlerde hareket tesiri doku siyah
konturlar devreye girer.
Özellikle ortada toparlanmış yukarı devinim ve patlamalarla örgütlenmiş form
dalgaları anlam ve hareket algımızı yönlendirir. Göz daima dikey enerji dolu fırça
sonuçlarıyla ilgilenirken zemindeki dolu maviler yavaşça algı dünyamıza girer.Bazı
Resimlerde ,Figürde yerçekimi vardır. Ama bu realize edilmiş bir tablodaki yer çekimi
değildir. Zemindeki hareketli dalgalar ve mesaj ritimli fırçalar, aslında bize çok kıvrak bir
mesaj verir. Bu çok zor bir uygulamadır çünkü ressamlar genelde geri fonu yada ikincil
zemini daha fulü, dokusuz, yansız çalışırlar. Fakat hocamızın kendileri bunun da formülünü
bulmuşlardır.
Sadelik aramak bazen yanlış yerlere götürebilir bizi çünkü bazen bilmece gibidir bu
resimler.Bize nesneler ile yorumlar arasında yorum yapmamıza yol açabilicek mesajlar
verebilir. Malzeme ve biçimlerin kullanımı yalın değil içseldir. belki yalındır ama Resimler
konu olarak Bu felsefik yanını azaltmaz aksine detayı inceleyen fe sorgulayan kavramsal bi
süreç başlar.Ama yalın değilse de karmaşık da değildir.”bir keresinde hocam resim deki
elemanlar için fazla mal göz çıkartır.”demişti.Sadelik bu resimlerde yalnızca bir sonuçtur.
Sonuç olarak Bence ,Sanat da Soyut, insan tarafından algılanabilir, soyut;
basitleştirmek, sağaltmak yoğurmaktır. Resimde yalnızca bir öge kendini çağrıştırmalıdır. Bu
resimlerde imgeler doğa peyzaj ve gerçeklik yani bütün gerçeklik ele alınan her algı
yorumlanmakta soyutlanmakta mutlu ve yalın görüntülere dönüşmektedir.
Çagımızda,Sanat eseri yaratma ve kültür yaratma yolunda modern sanatçılara çok
ihtiyaç var. Sayın Alaybey Karoğlu resimleri bir “nesne”yaratımıdır. Onun yaptıkları herhangi
bir sanat nesnesi değil artık kendi başına oluşturulmuş yeni sanat süjesidir. Bunlar kendini
öznesinden kuvvetle alır. İlhamı kendinde bulan medeni mirasındadır. .Güç istemiyle
donatılmış, Coşkulu, simge ve imgelerle harmanlanmış bu eserlerle bu yolculuk devam
edecektir. Bunların kodlarını eski yazılar gibi çözdükçe sanatçının anın ve yarının ışıklı
umutlarını nasıl işlediğini deşifre edilebilir. Bu çalışmaları sevenlerden ve anlayabilenlerden
sayarak kendimi, sayın Alaybey Karoğlu’nun resimlerini anlamamızda genel tavrımızı
belirlememizi sağlayacaktır. Şu kavramlar, biz sanatçılar ve sanatseverler için bir şiar
olmalıdır. Yeniden bulup özümse, tüketmeden izle ve eserle iletişime gir.
Sanat bir yaşamdır. Saygıdeğer hocam da bu yaşamı ve sanatını yaşamaktadır. O
yoğunlaşmayı hayal içinde kendini yeniden yaratmayı bilendir. Onu tanımak ve onun
öğrencisi olmaktan mutluyum.
Mustafa Cevat Atalay
(Lütfen bu makaleyi izin almadan kullanmayınız.)
11 Nisan 07 KONYA