KURAL KOYMADA SANATÇI ÖZĞÜRLÜĞÜ_1_
Sanatçı eser yaratmaya algı ve duyuları , yetenekleri, sosyal durumu ve psikolojik alt yapısı gibi bir çok etken ve kuraldan etkilenerek başlar. Süreçlerini ortak bir potadan geçirir. Bazı verilerden çok bazı verilerinden az etkilenir.esere başlamadan evvel tümü sanatçıya konduracağı esere dair veriler oluşturur..
Var edeceği ,Var olan esere getirdiği anlamla düşünceye ait olanı yeni yarattığı esere olmamış bir anlam getirir.
Varlıklara dönüşmüş gördüğümüz evrene yeni süjeler ekleyerek şekiller ortaya koyar. Yeni üretici bir rol işleyen sanatçı yeni yolları ortaya koymasında estetik tavrı ile çoğu zaman rol değiştirerek kendini nesneler alanında icra etmeye çalışır, çoğalarak kendini gerçekleştirir.
Kamusal Alan sanatları
Mimarlığın yeni yapıtları ortaya koymada ve yeni yapıtlarını gerçekleştirmede özellikle kamusal alanda fonksiyonel yapıtlar üretmede, diğer plastik sanatlara göre daha istekli ve yaşayan bireylerin beğeni ve ihtiyaçlarıyla zorlama altında olduğunu söyleyebiliriz.
Son nesne
Sanatçı hayata ve şekle yeni bir varlık zemini oluşturur. Bu yaratma ya da yeni materyallere üretilerek ulaşılan-son nesnedir-(bu son nesne aslında bitirilmemiş olabilir ama hedef koyma açısından ilk tasarım ruhundan bir şey kaybetmez.)
Sanatçı son nesneye nasıl ulaşır. Son nesne ulaşımsız bir başlangıç nesnesidir. Başlangıçta sanatçının tasarladığı son nesne bitirilmiş bir görseldir.
Bu görsel matematiksel denklemlerin içinde gerçekleştirilebilir olmayabilir. Önemli olan görselin sanatçıda oluşturduğu güçtür. Buna savaş gücü diyebiliriz.
Yapıcının savaş aletlerini belirlemesi ile aktardığı son nesne başlangıcından tümüyle ayrılmıştır. Ortak duyulara hitap da eşitliğini sağlamak uğruna eser oradan buradan denenmiş yolunu bulmuş sonuçlarla yeniden yorumlanıp yepyeni bir tema ile yorumlanıp sonlandırılmış nesneye ulaşır. Esas nesneden uzaklaştıkça üçüncü bir nesne ortaya çıkar bu eserdir.
Bu üçüncü nesne, kimsenin çocuğu olmadan karar alınmış son haldir. Esas nesne ile arasında sınırlar çoğalır. Bu yeni yaratı izleyici tarafından okunur. Özünde ilk hal bulunur. Ama son nesne yâda kabuk kazanmış gövdedir.
Esas nesne sanatçının tin vermesinde esere ulaşmada izlenen yol ve metotlar. İnsan doğal şekiller ve nesneler içinde yeni kurgular gerçekleştirmektedir. Ortaya konan eser insanın coğrafik ve sosyolojik konumunu da gösterir. Yinede toplumların tarihi geçmişinde ve geleceğinde yaptıklarının onların zaman yolculuklarını anlatmada da semboller çok anlamlı olabilir. Bazıları ise semboller dışında daha farklı olarak kabuk hali çağının içindeki durumu yansıtsa bile, öz açısından zamanın üzerinde daha zamansız bir noktaya işaret edebilir. Bulunan değerler ve bilimsel buluşlar ilk kez ve değerlenmiş ama izlendikten sonra değerini azaltmış eden bir özelliği vardır. Sanatçı kendi eserinin oluşturucusudur. Ama sanatçı bu oluşturuculukta birinci roldedir.
Son olan Sanat eseri, aslında o kişinin yapıp ettiklerinin daha da anlamlı olarak yüksek kavramların birleşip tek bir potada eridiği bir sonuçtur. Yapılan veya ortaya konan alışıldık kalıpların içine yeni bir karışım yapılarak ortaya konan ve görsel doku değişimleriyle yeni bir model gibi sunulmaya çalışılan şey eser değildir. Günümüzde birçok sanatçı bu yöntemle yeni üretimlere başlamış yolculuklara çıkmış görünmekte ancak cağın moda anlayışına uygun yeni üretimler kervanına katılabilirler. İler dede sadece müzaideler de eski eser vasfı ile bulunurlar.
Özellikle soyut sanatta görsel beğeni kazanan her eser ekonomik bir meta ya dönüştükçe buna olan talep patlaması mümkündür. Artı değere hızlı dönüşen eserlerde patlama olması kaçınılmazdır.
Soyut eylemde yalnız uygulama değil -an-da önemlidir. Bu esere hayat verir. Sanatçının eser yapma anındaki eylemi kavramsalda dokunuştur. Bu atletin koşma anını görmeden, ipi göğüslemesini, yarışın bitiş halini görmemizdir. Artık anın durdurulmuş resmine sahipsinizdir. Ama süreçler hakkında bilgimiz tahminden daha öteye gitmez.
Eser ortaya koymada yapıp etmelerin ve insanın yüksek sanat tininin içinde ki dehlizlerle anlamadan da olsa ki dolambaç yürümeye zorlayan sanat mimarlıktır. İzleyiciyle en çok çarpışan ve en çok kuşaklaşan yine bu sanattır.
Mimar sanatında Eserler her zaman izleyicilerle beraberdir. Ama her üretim izleyicilere güçlü mesajlar vermez. Eserlerle yan yanayız ama etraftaki her hangi bir şeyden daha farklı değillerdir. Eşyanın sadece dışından geçilir. Bu bakılmayan ve görülmeyen üretimlerle izleyiciler beraber yaşar. Onlardan haberli ya da habersiz. Hep iç içeyiz.
Temel yapı, renk bir düzenlemede temel iki vurgulama olarak izleyiciyle çarpışır. Onda şokla yeniden tanımlanan olur. İzleyiciyle buluşan ise dışsal ve uzay mekânda yer alış konumu ile dış kalıbının içindeki mekânsal varlıklarının boyutlarıdır.
Kuruluşu ve temel inşası yanlış ya da eksik olan üretimler, insanda nesnenin dış kalıba oranı da hesaplanmamıştır. Sanatçı burada dışsal tenle ve renkle izleyiciyi inandırmaya çalışır.
Eserin gerçek varlığı burada değil asıl görülmeyen dış kalıp içinde aldığı kapsadığı alandır. Buna temel öz deriz
Gene ve etkili alanın içinde bulunduğu, insan vizörünün altındaki nesne aslında tümüyle yalnızca bir temel yapısını çizdiği sonucun varlığındadır.
Yapıp etme de yer alan sonlandırılmış (sonlandırılmış nesne burada şu anlamda kullanılır. Sanat eseri zamandan bağımsız bir değişkenle tamamlanır. Eserin zaman sürecinde yorumlanması ve perdahlanması bir kabuktan başka bir şey değildir. bunu ancak süresizlikle değerlendiririz…)nesne burada en küçük birimine kadar uzay mekanda asılı durmaktadır. Her türlü görünmeyen etki altındaki yeni dönüşümlerdir. Hiç bir şey artmaz ve azalmaz. Yalnızca dönüşür. Sanatçının eser olarak yontusu akılsal bir akıştır. Bu tamamen bilinç ve zekâyla kurulmuş oyundur.
Varlığın dönüşümünde eserin içinde durduğu düşünce dışında yalnızca eser bir düşünüştür. Düşünüş kısmı da eserin mahiyetini ortaya koyar. Fakat araç ve metotlarla izleyici ye bu düşünce akar izleyicinin algıları ne kadar açıksa o kadar dolar. İzleyici bunuza gurur duyar. Ya da düşünceye dokunur. Sadece düşünüş burada sanat eserinin anlamını karşılamaz. Bu nesneler kimi zaman yalnız oluşlardır. Ama çoklukla var oluşlardır.
Burada metot da ki gelişme ve değişim ve ayrılaşma çabasında sertlik ağırlık yumuşaklık genişlik hacim en önemli cevher değildir. Metot teknik ve cevherin bu kadar önemli olması, boşuna değildir. Metoda ve teknikte öyle görülmektedir ki sadece bir aldatmadır. Gördüğümüz materyal de yapıp etme dediğimiz. Eserin ortaya konuşu da dönüşmüş bir temel elementtir. Burada yalnızca görsel bir iliz yon ve evrensel kurallara değil de yerçekimi kurallarına uygun bir yapma etme söz konusudur.
Dünyanın resimlerini heykellerini ve mimarlığını yapanlarız. Eserlerin tümü yer çekimiyle düzenlenmiştir. Bütün sanat yargıları her nesne kendi içinde yeni nesnelerle şekillendirilerek yine nesneler tarafından yorumlanarak yapılmaktadır. Bu da bize eserlerin yorumlanışında dahi yeni metotları ortaya koymadaki çözümsüzlüğü ve zayıflığımızı ortaya koyar.
Metot ve tekniğe hatta malzemeye tamamen hâkim olduğumuz iddiası boş bir söylemden ileri gitmez. Tekniğe tümüyle egemen olmayı sağlamak materyallerin özellikleri gereği mümkün değildir. Çok hassas mm onda biri kadar hata yapıyı dahi kesilmiş yüzeylerin mikroskop altındaki görünümlerinde ne kadar kötü kesildiğini görmek, tamamen düz görünen bir kumaşın dokumalarıyla dahi yakından fotoğrafların da bir el dokuması hüviyetini kazandığını görürüz. Duyularımızın sınırları içinde ve teknolojinin olanakları içinde malzemeye hükmederiz. Bunun dışında yalnızca taşa çekiçle vurduğumuzda kopan parçalar kadar müdahiliz.
Nesnenin şekillendirilmesinde dış faktörler ve şekillendirmelere esas olan araçlar nesnenin ortaya konuşundaki düşünce sapmalarımızı ortaya koyar. Nesnenin az şekillendirebilir olması ya da çok müdahale edilebilecek kadar esnek olması konunun sınırlarını da belirler. Ancak bu yalnızca bir kabuktur. Konu anlatımındaki saflığa rağmen her yapıp etme şiirsel bir mısradan öteye gidemez.
Asıl özü saptırılmadan anlatılan şeyin doğru olduğundan hareketle ortaya konan düşüncenin izleyicide bırakıp ta izleyicide, sanatı yaşayan kişide etkisiz kaldığı mümkün değildir. İzleyiciyi düşünmeyen bir sanatçı dahi izleyiciyle beraberdir. Ortak mirasın bir çoğalması olarak dünyasal sınırlarını yıkıp kırmak isteyen ama yeni gezegeninde kendi yapıp etmelerinden etkilenen ve yaratılarını buna göre şekillendiren kişidir. Her çoğalma eğer üretilmiyorsa bitmeye mahkûmdur.
Sanatçının hür iradesi yaratı sürecindeki geldiği erken performansın yansımasıdır. Her performans kendi sınırlarına kırmak adına yapılır.
İtalyan gelin pitanın hikâyesin dede göz atalım. Kendini bir performans sanat yönüyle barış yanlısı haklı insan yönüyle barış performansı düzenlemiş fakat sonuçta kendiside son bir performansla yaratı sürecinde konu olmuştur. Bu yönüyle kendi yaşamından kendi isteği dışında koparılması onun son ve en büyük performansı olmuştur. Ortaya konan bu performansta dahi diyebiliriz ki sanatçının ortak sembollerle hareket ettiğini söyleyebiliriz. Üzerindeki gelinlikle tümüyle barışı saflığı simgelemesi beyazın gücünü ve ürküp kanatlanan özgür güvercinleri hatırlatmaktadır.
Belki sanatçının dahi tasarlayamayacağı kadar ağır olan bu yankı bütün dünyada hem görsel hem de işitsel olarak yankılanmış ve halkaları insanın insana ait düşüncesinde içe dönük ağlamalara sebep olmuştur.
Başta ortaya konmak istenen ve ortaya çıkan arasında mükemmel bir ayrışma ama… Benzeşme mümkündür. Artık benzeşmeyi burada açmak istemem. Eğer eser sahibinin ortaya koyma ya çalıştığı şey o sonuçla ilgili ise aslında yalnızca ortaya çıktığında sevinebileceği sürprizdir.
İlkel insanda ortaya koyulan sanatla modern insanda ortaya çıkan sanat arasında hem zaman hem de gelişmişlik açısın dan dan farklar vardır. Temel farklardan biri ilkel insanın metot ortaya koymada metotları basitleştirme özelliğidir. Örneğin bir yapıda en basit formlar üzerinden hareket eden bu insanlar bir diğer taraftan da kullanım kolaylığını düşünmüşlerdir. Bu çok nadiren zarafete tercih edilmiştir. Abidevi yapılara hâkim olan bu düşünce kullanımı düşünmemiş otoritenin sarsılmaması açısından gerekli mistik kurallar kadar benimsenmemiştir. Her otoritenin muhtaç olduğu mutlak otoriter kendi görselleri ile bunu daha da güçlendirir. Her otoritenin bu istekli durumu mimarlık sanatında keskin zirveler sınırları zorlanmış eserler yaratmıştır. Mimarlık sanatı diğer plastik sanatlardan farklı olarak matematikle sayısal denklemleri birleştirir. Bu anlamda matematik veriler ona birçok zorlamalı çözüm zorlukları yaratmıştır. Çözüm yolları arttıkça fiziksel oturuş, kabuk ve dünya sınırları içindeki yerçekimi kanunlarını gözden geçirip yeni çözüm yolları aranır. Mimarın en büyük problemi dünyasal sınırlar içinde kalan esere düşünce elastiğini tam olarak yansıtmaktır.
Modern ve klasik sanatta bu yalınlığa karşın –şimdiki- zaman eğrelti ve yan baskılar fazlalaşmıştır. Malzemelerin çokluğu sınırların sürekli aşılıp ortada yeni hedefler olması Yaratıcı süreci basitleştirmesi gerekirken ortada yeni problemlerle plastik sanatçı karşı karşıyadır. Savaş aletlerini seçmek eserin kabuğunu temel yapısını da seçmektir. Sanatçı ise temel düşüncesi ile düşüncesinin yorumlanmasına fazla karışılmadan süreyi Kısaltmak ister.
Yaratıcı sanatçıya her yerden hücum eden diğer etkili görsel uyarılar. Aşılmış sınır ve zirveler bize fiziksel kıyaslamalar yaptırmakta. Dünyaya ait planı bize duyurmaktadır.
İzleyici ise yapıp etme sonucu ulaşılan son nesneye bakıp yaşarken oburluğu ve açlığı sever. Bu yüzden tablodaki kırmızıyı müzikteki davulu sever. Sanat eseri sonuçlandırılmış düşüncedir. Sonlandırılmak zorunda bırakılan. Ama sonlandırılan bu düşünce. Bitirilmemiştir. Bir yeni yaratıcı tarafından devam ettirilir.
Malzeme şekillendirilmesinde aslında ortaya çıkarılan gölgeler içinde orda oturmakta sadece sanatçı tarafından ortaya çıkarılmayı beklemektedir. Seçen tabii ki yaratıcıdır. Ama her ortaya koyuştaki bu oyun çok sancılı geçer özel siparişle dahi gerçekleştirilen her yaratı dahi sancılıdır. Hiç bir eser diğerinin aynı olamaz. Hatta dijital baskı elemanları dahi aynıdandık yalnızca duyuların algıladığı sınırların alışılmış değer yargılarıdır. Hazır şablonlar dahi orda asılı durmaktadır.
Leanordonun duvar freskine başlamadan önce sis etkilerini duvara yansıtarak o kompozisyonları uygun yerlere dağıtmasını hatırlayabiliriz..
Aslında burada duvara yapılan resimde belirlidir. Ama gerçekleşmemiştir. Bu gerçekleşme her şekle dönük olabilir. Uzay zaman ve mekânda bunu gizler. Malzeme tabiî ki burada üretimin kaynağı olamaz. Ama mutlaka üretimin sonucunu ve şeklini etkiler.
Nesne ile esere dönüşme süresinde mutlak ortaya koyuş sanatçı tarafından olmalıdır. İzleyici önemsenmez. Zaten izleyici ordadır.
Sanatçı metotla eşitlendiği ve dengelendiği süreçte ortaya konulan gerçek güçlenir.
Mimari yapı ortaya koyuşta bu yalnız nesnenin şeklini yarı nesne (kullanılan eşya)değil tüm şekillenmiş sanat objesi alır. Bu tamamlanmış sonlanmaya hazır bir nesnedir. Kimi izleyicilerde de tamamlanmış.
İzleyiciler durup bakmadan yağmur damlaların camda kayması gibi ya da onun genel özelliklere dair hızlı bir düşünüş yaparlar. Bir diğer seçenek hiç ilgilenmeyenlerdir. yine çok ilgili izleyicilerde olabilir.sonuçta uyarım sonuçlarına göre izleyiciler yönlenir.kişilik özellikleri de burada baskın rol oynar.
Örneğin zekâ tiplemesine göre bir algılama sonucu da olabilir. Yâda ilgi durumlar veya ihtiyaçların sınırlaması
Yaratı artık yarı nesne olmaya başlamıştır. Fakat sanatçı malzemenin gerçekleştirilmesi sürecinde dünya kurallarını matematiksel saldırısı altındadır. Bir diğerde sosyo ekonomik durumdan kaynaklı olandır.
Resmin krallığı mimari, de bulunmaz. Bu krallık her yapıp etmeyi anında ortaya koyar olmazları bile olurla birleştirir. Dali’nin tablolarında bulunan nesneleri düşünürsek. Bunların birçoğunun gerçekte olması su an için mümkün değildir. Mimaride fanteziye ancak zarafet kısmında ve temel yapının alışılmış temel yapıdan çıkmasında başvurulur.
Artistik Mimarlığın ortaya çıkardığı mutlak fonksiyonel olması gerçeği her zaman mutlak bir doğru olmaktadır. Nesnenin soyulmuş çıkarılmış hali olan yarı nesne aslında burada değişime istekli değildir. Aslında materyalin yapımında mimar ne kadar eşyayı anlatmada o kadar az başarılı olur. Organik olduğu sürece mimaride çeşitlemeler yapmak da mümkündür.
Bir sanatçın düşebileceği en kötü durum biri anlaşılma ve beğenilme kaygısına düştüğü an ve yaşamını sürdürmek için yapmak zorunda kaldığı üretimlerdir
Nesneler şekiller ancak olduğu kadar anlaşılabilir nesnelerde tabloda ve heykelde çok güçlü ikincil anlamlar bulunur. Bu ikincil anlatımları sanatçı düşünmese bile bilinciyle ikincil olarak esere yansıtır. Bunu deşifre edecek duyulara bilgi akışı gerçekleşirse yaratı ne kadar üretimle ve bununla bağlantılı insan konuları da ise konu o kadar güçlenir bu aynı zamanda anlamı zenginleşir. Örneğin bir binada mimar tümüyle sanatseverin içine dolabilir.
Genişleyen ve büyüyen sanat içinde dolaşan artık o binanın bir parçası oluvermiştir. Bu yüzden yerde uzanmış salondaki ölü adam koridordaki yürüyen kadın gibi ikilemli tarifler konuşuruz. Aslında bu bir tariften önce yaratılmış nesnenin diğer olanlarla estetik bütünlük sağlamasıdır. Eser yalnızca izleyiciyle konuşur. Ve yaşar. İzleyici ona dokununca izleyicinin içine dolar. Buda duyularla olur.
İzleyiciyle dolan eser veya ikisini dolmasıyla çoğalan eser olarak canlanmış olur taş ve topraktan yapılmış bir anıt bir izleyici için özel anlamlar taşır. Ama bir hayvan için gölgelik ya da önüne çıkan bir engelden başka nedir. İzleyicinin sanat olarak gördüğü bu taş ve toprak aslında öz olarak yerde duran taş ve topraktan başka bir şey değildir.
Bu sanatçı tarafından istendik bir düşünceden yorumla yorumlanmış. Yapılmak istenen doğru idealize edilmiş bir gerçek haline gelmiştir. Ama bunları sıradan nesneler gibi tekdüze alışılmış anlamayan ya da kolaycılığa kaçan akıl burada şeklin yorumu da yorumlayışını etkileyerek gerçekte içinde yatan konuya değil dış görünüme bakmaktadır.
İstanbul da yer alan 2007 yapıtında sanatçı neonlardan bir harita çıkartmıştı bu İstanbul’un ulaşım yollarını anlatan bir eserdir. Ancak dıştan görünüşte yalnızca ışıktan ibaret olan bu görselsin içeriğin de sanatçını neonlarındaki enerjiyi gündelik toplumsal yaşama ve geçişte anlattığı bir gerçektir.
Eğer ki eserde ortaya konan fikri ta en başından yanlış anlamaya başlarsak yanlış bir yola sapmış oluruz.
Sanatçı aktarmak istediği mesaj esere koyduğu da izleyicide tamamen farklı bir yargı doğabilir.
Eğer ki eserde ortaya konan fikri ta en başında yanlış yorumlarsak yanlış bir yola sapmış oluruz. sanatçının anlatmak istediği konuya aykırı bir durum varsa eser analiz etmede doğru yoldaşıyız.sadece duyularımızla yorumladığımız farklı bir aklın akışlarını nasıl yorumlarız..
eser kendi nesnesinin konusuna ne kadar uygun oldu. sonuçta yenmeye başlanan elma gibi eserde de diş izleri bulunmaktadır.ama henüz yenmemiştir.
Eser tabii ki kendini anlatır..kendini anlatmayan eser aslında yoktur.bu anlatımlar.ne kadar doğrudan olmaktadır.nesnenin şekillenmesinde konunun anlamının metot gücü nedir.anlamın güçlülüğü eserde basit bir dille mi aktarılmıştır.yoksa karmaşık soyut yada ikili görünüşlerin gölgelerindeki saklar.
Bunu gizinin çözmek izleyiciye mi düşer.doğrudan sanat burada nedir.
sanat eserini izleyicilenin varlık algısında eserin ise tamamlanmış anlamının arasında gerçekleştirir.
Esere sorumsuzca müdahil olan sanatçı farkında olarak ya da olmayarak eseri yıkar.eserin akışını hızlandırır.Verilerin akan mesajı artık bozulmuş olur.
bu özel dil doğrudan izleyiciyle yüzleşmelidir .eserler fonksiyonel olması yanında hizmette sunarlar.kimi zaman yalnızca sanatçının düşüncelerini taşısa da eserler yalnız cağında yaşarlar.Ve diğer çağlar da verdiği mesajlar farklılaşır.işte diğer çağın malı olan şey aslında doğrudan bir kabuktur.ve mesajlar çağından gelmektedir.
İşte bilgi çağının malı doğrudan bir ön kabulümüzle uğrar. ve kendi çağının üretiminin değerini anlamak tan çok uzaklarda olabiliriz.bir çok bilim adamının çağının içinde olabiliriz anlaşılmaması bundandır..
eserle sanatçını var olan ı ortaya çıkar.
Eşya kendi dünyasını algılamaz fakat algıladığı sürece o çevrenin malı haline gelir.
Çünkü eşya var olan hattının içindedir.dıştan görünmez ama dıştan gören bunlardan etkilenerek çevresine sahip çıkmaz.Burada sanatçı ortam dışında olduğundan birincil görevdedir.
Üretimden meydana gelen yapıt aslında hep dünyadan türeyen ve sanat cıdan üreyen olduğundan bu dünyanın Malıdır.
Bir köprü yapımında kullanılan materyaller aslında birleşik bir nesne olarak tüm nesneye hizmet etmektedirler.eğer eşyalar kendi özlerinden çıkıp bilmedikleri ve bilmeyecekleri yapının kendisine hizmet…edelerse hizmet ettikleri büyük birliğe de yardım etmiş olurlar.
Yaşayan hareketli organizmalar içindeki hücrelere bakarak diyebiliriz ki bir hücre bozulduğunda, kendi ana yapısına kendinden olanı onu dejenere eder.o artık anlamını yitirir.sadece bir olarak kendi anlamları içinde olmaktadır.burada gizli olanın varlığını açığa çıkmıştır.ama değerlimidir.
eser dünyayı şekillendirir.ona yaralar açar onun gizlerini ortaya koyar eser dünyayı yaşanılır kılar.bu anlamda kavramsal olarak ta bunu gerçekleştirir.
Duyu organlarımızla da kendi organizmamız içindekileri göremeyiz.Hücreleri nasıl göremiyorsak eserdeki parça elemanları yani atomik elemanları da görememekteyiz.Artık onların bir bütün olarak görmekteyiz.Eserde ki tüm vücudun basitliği organizasyonu ve işlevselliği eseri hatırlatır.Çektiği hissedilir yapar eseri yapan kişi onu yaratmış olur.Bu süreçte ona her yönden müdahale eder.etmediği müdahaleler dahi dolaysız müdahalelerdir..
Renklerdeki suskunluk eserden fışkırır.suskun renler izleyicilerde de mutlak sükuneti tetikler.
Eserdeki ruhun ayrılması eserin çökmesi anlamına gelmektedir.üzeri çizgili bir elbise giymiş bir kadının zarafetindeki kusursuzluğun gizemi artık çözülmüştür.
Eser izleyiciye ihtiyaçlıdır.ne izleyiciye buluşması organik yeni doğada ğibi yalınlığı ve taklidin güçlülügü, anlamıda güçlenir.
Kavramın dışındaki anlamsız güzellikler gibi çicek tabloları manzara resimleri tamamen yanlış bir görünümde olabilir. yerlerde var olan sanat eserinin anlamını yoktur.varolmamıştır da diyemeyiz.ama kapalıdır.
Sanatçının duyusu sanatı yaratmaktır.
Sanatçı Mimarlar her yeni sabahta yapıların üzerine dogan ve altına düşen gölgelerin aksini hesaplayarak mı binaları tasarlar. Yaratıcı Eserinin öncüsü cagının da ilerisinde olur.
Sanatçı mimarlar artık insanların yaşam alanlarını tamamen orayı paylaşanlara göre tasarlarlar.o zamanda olmakta olan şey insanın yaşam alanı sanatı olmaktadır.oyunun bir çehreside suyun aktıgı yolu düzenlemenin güzelliğidir.
Sanatçı tüketim toplumuna dayalı bir mekânda toplumsal alanlardan uzak durmalı ve fakirleşmeye izin vermemelidirler.hakikat ,evren ve insan denkleminde organik ve inorganik oluşumların anlaşılmasında ve yorumlanmasında yolların gölgesini kaldıracak tır. Sanat eseri ise o sanat eserinde ortaya çıkar ve onu bulmak zorundadır.
MUSTAFA CEVAT ATALAY